Yukarı Çık

İÇİMİZDEKİ KAPILAR

Bu güne kadar ne çok küçüklü büyüklü olaylar yaşadın can parçam, hepsini de atlattın ki bu yazıyı okuyorsun.
Daha çok yarınlar endişendirdi seni, yarınlara yatırım yaptın bu gününü yaşamayarak. Yeri geldi cumartesi pazar da dahil çalıştın, ailene sevdiklerine zaman ayıramadan.
Dünyanın bir yerinde aylarca süren yangınlar, helâk olan canlılar oldu. Başka bir yerinde insan insana kıydı ve kıymaya devam ediyor. insan doğaya kıydı ve kıymaya devam ediyor.
Can parçam, kendinle o kadar meşgul oldun ki olup biteni ve diğer can parçalarını farkedemedin çoğunlukla.
Ve bugün bir virüs geldi; insanlık teknoloji de ne denli gelişmiş olsa da , başka gezegenlere gidebiliyor olsak da , çok paramız olsa da hiç bir işe yaramayacağını gösterdi. Bütün can parçalarının birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğunu, birbirlerinden hiç bir farkları olmadığını ve birbirlerine karşı büyük sorumlulukları olduğunu da gösterdi.
Yani; evrene, varoluşa ve onun kurallarına olan borcumuzu gösteriyor aslında.
Bu sürecin farkındalığımızı arttırmak ve bilinç düzeyimizi yükseltmek için bir aşama olduğunu farketmemiz gerekiyor ki çok daha büyüklerini tecrübe etmek durumun da kalmayalım.
Süreci ciddiye alır önemsersek ve evde kalmanın aslında ÖZ'de kalmak olduğunun da bilincine varırsak bu kadarla yükselmemiz de mümkün olabilir can parçalarım.
Biz seyredelim, martı martı gibi deniz deniz gibi varolsun. Onlar seyretsin, insan insan gibi varolsun...

Havva Ateş

Doğa hızlı bir şekilde uyanıyor gözlerimizin önünde. Eskilerin deyimiyle önce havaya, sonra suya ve nihayet toprağa düştü cemre. Doğanın bir parçası olan biz insanlar da bu uyanıştan müthiş etkileniyor, nasibimizi alıyoruz elbette. İçimiz kıpır kıpır, sayısız umudumuz var, neşe ve sevgiyle doluyuz.
Sevgili can parçam, kış geldi geçti. Sen hala geçmişte yaşayarak baharı yani bu gününü neden heba ediyorsun? Bedenine odaklan lütfen ve ne hissettiğine dikkat kesil. O bu gününü hissediyor ve yaşıyor, zihnin ise seni geçmişte tutarak bu günün güzelliklerinden mahrum ediyor.
Baharın enerjisini hissedip bedeninle, zihninle ve ruhunla harmanlamalısın.
Sürekli geçmişte takılıp kalan zihninin bu güne konsantrasyonunu sağlayıp, baharı (ânı) yaşamanın mümkün olabileceğini biliyorsun değil mi?

Havva Ateş

Sürekli düşündün, günlerce kafa yordun planlar yaptın ve üzerinde çalıştın.
İstediğin şeyler için yapman gereken ne varsa, fazlasını bile yaptın ama ya olmadı ya da olduysa da seni mutlu kılmadı değil mi?
Bütün çabanı ve niyetini sadece zihninle oluşturduğundan , olmasını istediğin o durumun ateşini öncelikle yüreğinde hissetmediğinden olabilir mi? Çünkü; sevgiyle oluşturulan niyetler ancak hakikate dönüşebilir ve bizi mutlu kılar.
Gerçekte neyi istediğimiz, kendimizi tanımak ve kalbimizle bağımızı kuvvetlendirmekle mümkündür biliyorsun. Bunlar için neler yapıyorsun peki?

Havva Ateş

Kocaman ağaçlara bakıyorum ve yanlarında o kadar küçüğüm ki kendimi(insanı) sorguluyorum. Karıncaların da bize nasıl baktığını düşünerek diğer taraftan...
Büyüklük ve önemli olmak fizikselliğimiz ve gücümüzle mi alakalı, varoluşumuzun taşıdığı anlamlarla mı? Bu anlamları nasıl ve neye göre belirleyeceğiz peki?
İnsan doğar CAN kazanır, büyür GÜÇ kazanır. Gücünü İKRAR'ından yani verdiği kararlarından alır. Kararlarında ADALET'li ise ERDEM'li olur. Adaletinde kemâli bulursa KAMİL olur. Bunlardan biri eksik olursa, insan da İNSAN olamaz. KAMİL olmayana da insan değil BEŞER denir ve beşer hep şaşar, der Yunus. Bu tanımlamalar bana o kadar anlamlı gelmişti ki her daim paylaşmaktan keyif almışımdır.
İnsan formunda dünyaya gelmemizin insan olabilmek için yeterli olmayacağını anlatır Yunus Emre böylelikle. Diğer taraftan "önemli olan yaşarken insan olabilmek" der Mevlana.
Yaşamdaki tıkanmalarımıza ve huzur arayan iç benliğimize, bu süreçlerin eksik yürümesi ve ya tamamlanamaması neden oluyor olabilir mi? Neleri farketmemiz gerekir?

Havva Ateş

Biriyle tanışırsın, bir başlarsın sohbete kırk yıllık arkadaşın gibi zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın.
Bir başkasıyla merhabalaşırsın ama bir türlü devamını getiremezsin, bir bahane bulup uzaklaşmak istersin oradan.
Aynı durumları sen de karşı tarafa yaşatmış olabilirsin.
Ne isterseniz onu değil, neyseniz onu çekersiniz. Peki siz ne olduğunuzun(frekansınızın) tam olarak farkında mısınız?
Frekanslar, elektriğin tutması ya da tutmaması...
Evrende her şey enerji artık biliyoruz ve enerji titreşerek salınıyor. Var olan her varlığın bir enerji alanı frekansı var.
Dinlediğimiz müzikten, tercih ettiğimiz renkler ve kokulara kadar. Bulunduğumuz ortamlardan kullandığımız eşyalara kadar. Karşılaştığımız her insandan, zihnimizdeki her tür düşünceye kadar. Kalbimizde barındırdığımız duygulardan ruhsal hissiyatlarımıza kadar olan her şey frekansımıza direk etkilidir.
Frekansın düşük mü yüksek mi?
Kendinize sık sık, "kendimi nasıl hissediyorum" diye sorabilirsiniz...Mutlu, huzurlu, öfkeli, yorgun, gergin?
Frekansımızı düşüren etmenleri ortaya çıkarıp
çözüme kavuşturmak ve frekansımızı yani enerjimizi yükseltmek mümkün biliyorsunuz değil mi?

Havva Ateş

Şuan her ne yapıyorsan bir düşün bakalım ne için kim için yapıyorsun?
Sadece kendin için, çocukların için, eşin için, anne- baban için, hiç tanımadığın insanlar için, diğer canlılar için, ülken için ve dünya için...
Şimdi de bu yaptıklarını niçin yaptığını bir düşün...SEVGİ duyduğun için olabilir mi?
Sevgi insanoğlunun en temel ihtiyacıdır ve özünde varolan bir duygudur.
Şimdi de sevgiye verdiğin şekle bir bakalım mı?
"EĞER seversem, eğer şunlar varsa, şunlar olursa" diye başlarsa cümle dur.
"ÇÜNKÜ o benim için bunları yapıyor, o beni seviyor" şeklinde devam ediyorsa da dur.
Bu iki tür sevgi, şartlar değiştiğinde bitecektir. Çünkü özünden ruhundan yansımamıştır.
"Öyle ya da böyle olmasına RAĞMEN" diye başlarsa cümlelerin, işte bu koşulsuz sevgidir durma yürü.
Gerçek sevgi, fark edilme fark etmedir. İnsanın kendisinin farkına varması ve evrenin işleyişine uyanması da her şeyi koşulsuz olarak sevmesini ve anlamasını sağlayacaktır.
Mevlana'nın dediği gibi "sevgi; acıyı tatlıya, toprağı altına, hastalığı şifaya, zindanı saraya, belayı nimete ve inkârı rahmete dönüştürür."
Özünden yansıyan sevgiyse hissettiğin, sev sevebildiğin kadar...

Havva Ateş

Bir çiçek gözüne çok güzel göründü diye onu dalından koparıp yaşamına son vermek...
Sırf eti çok güzel olduğu için küçücük bir kuşu yakalamak peki?
Arabanı bir üst markaya çıkarmak, daha da lüks yaşamak için yaptığın binaların malzemelerinden eksiltmek. Yaptığın her neyse yarım yamalak yapmak, aslına uygun yapmamak...
Olmamamız gereken yerde olup, yapmamamız gereken şeyleri yapmaya kalkıştığımız için bir bedeli olacağını bilmemiz gerektiğini anlatmıyor mu yaşadığımız bunca felaketler?
Hırslarımız, egolarımız değil mi dışa yansıyanlar da?
Yaşam; her ânı ve içinde barındırdığı her şeyle kutsanmalıdır oysa, kutsa...
Ferah tut içini, varoluşa güven. Başkalarının gözünde değil, kendi ÖZ'ünde güzel insan ol.
İşte o zaman senden yansıyan güzel enerjiler kucaklayacaktır evreni.
Güzel enerjini ortaya çıkarmak için ihtiyacın olan nedir?

Havva Ateş

Modern dünya ilk defa böylesine büyük bir yangınla yüzleşti. Avustralya yanıyor...
Devasal duman yığını öncelikle Güney Amerika'nın havasını kirletti. Pasifik Okyanusu'ndan sonra Atlas Okyanusu'ndan geçerek Afrika'nın güney kıyılarına ulaştı. Yoluna devam edip Hint Okyanusu'nu da aşarak Avustralya'ya geri döndü, kaynağına.
Yani dünyada bir tur attı. Bizlerin çok uzağındaymış, bizi etkilemezmiş gibi görünen her türlü olay aslında evimizin tam da ortasında cereyan ediyor. Çünkü kocaman gibi görünen bu dünya bizim evimiz ve evrendeki her şeyle bir bağımız var. Yani, yaşamın içinde cereyan eden her vaka lokal gibi görünse de aslında globaldir. Bunu anlayabilmemiz için resmi büyütmemiz yeterli olacaktır.
Bizlerin her türlü düşünce ve eylemlerimizin sonuçları da tıpkı bu dumanlar gibi turunu atıyor, etki alanlarını aktifleştiriyor ve kaynağa yani bizlere geri dönüyor. Negatif düşünce kalıbında yaşıyorsak, dünyaya yansıttığımızda da bize yansıyacak olan da negatiftir.
Yaşamımızı, yani dünyayımızı güzelleştirmek bizim elimizde...

Havva Ateş

Su içsem yarıyor diyenleriniz var...
Sen yemek mi yiyorsun? Atıştırıyor musun? Tıkınıyor musun? Besleniyor musun?
Ne yediğinin farkında mısın peki? Neyi ne kadar yemelisin?
Diyetisyene de gittin, bir kaç ay uyguladın dediklerini kilo verdin. Sonra tekrar verdiğinden fazla almaya başladın.
Spora başladın sırf kilo vermek için, sporu bıraktın yine kilo aldın değil mi?
"offff şişirdin beni" cümlesini de hiç yabana atmayın. Sadece yediklerimiz değil dinlediklerimiz de çok önemli.
Bedenlerimizle ilgili ne kadar fikrimiz var?
Aşırı kilolu insanlarda yemek yemek, otomatik bir sürece dönüşmüştür.
Çünkü, insanı sürekli yemeye zorlayan bir takım bilinçaltı nedenler var.
Bizler diyetisyenlerden farklı olarak hipnoterapi çalışmalarımızla bu nedenleri su yüzüne çıkarıp çözüme kavuşturuyoruz.
Beden bize ihanet etmez, bizim bedenimize nasıl ihanet ettiğimizi gösterir.

Havva Ateş

Uykuların kaçmaya başladı, artık o kaliteli uyku gecelerini özler oldun.
En küçük şeye sinirlenip öfkelenmeye başladın.
Yaşam, eskisi gibi tad vermiyor, hiç bir şeyden zevk almamaya başladın.
Belin, boynun, dizlerin gibi bedeninde ağrılar sızılar ve tutulmalar yaşamaya başladın.
Sanıyor musun ki bunların nedeni sadece sensin?
Kendi bedenin, kendi canın yük değildir sana.
Başkalarının aptalca davranışları, kırıcı sözleri, bir insana yakıştıramadığınız ve şahit olduğunuz halleri yük olur kalır size. Çünkü bizi incitmiş, korkutmuş ve bizler de o durumlarda tam olarak kendimizi ifade edememiş olduğumuzdan bilinçaltı ve bedenin kayıtlarına işlemiştir. Sanırsın ki o andan sonra unuttun gitti. Malesef öyle olmuyor işte, yük olarak sen de biriktikçe birikiyor. Ta ki bir gün yaşadığın küçücük bir durum karşısında patlayana dek. Bardak çoktan dolmuştur da, bardağı taşıran son damla olmuştur o küçücük olay. Keşke, yüklerimiz bir torba, çanta, valiz ya da çuval gibi bıraktığımızda ağırlığını bedenimizden atabileceğimiz şeyler olsaydı...
Bilmelisin ki senin bedenine, canına ait olmayan her tür yüklerden arınıp, huzura ve özgürlüğe tekrardan kavuşabilmen mümkün.

Havva Ateş

Bir işe koyulacaksın, bir yolculuğa çıkacaksın. Dahil olacaksın birinin yaşamına ya da biri dahil olacaksa senin yaşamına...
Daha başındayken belirsizlikler hakimse, cevabı olmayan sorular varsa ve bunlar zihnini şimdiden meşgul ediyorsa dur!!!
İçin rahat değil ve içten içe bir tedirginlik de sarmışsa bedeni, dur!!!
Bu yolculuğa çıkmadan önce zaman tanı kendine ve karşıya. Sis bulutu dağılsın, belirginleşsin her şey ki yaşayacağın her durum yüksek bilinç ve farkındalıkla olsun.
Görünen köy klavuz istemez, hatırla...
Zihninin net olduğu, kalbinin güzel duygularla dolduğu her türlü başlangıçlar, mutlu sonuçlar doğurur gözlemle.
İşaretleri fark edemedin ve belirsizliğin ortasında buldun kendini, yapacaklarını biliyorsun değil mi?

Havva Ateş

Bir arkadaşınız vardır; onunla ne zaman görüşseniz kendinizi ağırlaşmış, mutsuz ve gergin hissedersiniz. Sizi dertleriyle boğmuştur. Bu olay bir sefer olmamıştır, onunla ne zaman görüşseniz hep aynı hale bürünüyorsunuzdur. Sürekli negatif şeylerden bahsedip durur, sanki yaşamında hiç güzel bir şey olmuyormuş gibi.
Bu aileden biri de olabilir. Anneniz, babanız, eşiniz veya kardeşiniz...
İnsanız, elbette dertlerimiz olacak konuşup paylaşacağız ama bu sürekli böyle devam ediyorsa üzerinde bir düşünmek lazım.
Bu tarz kişilerin önceliķle uzman desteğine ihtiyacı var. Belki yaptıklarının farkında bile değiller, olaylara kilitlenip kalmışlar.
Bu gittiğimiz bir kafe, alış-veriş mekanı veya herhangi bir yer de olabilir. Oradan çıktığımızda "offf bee" deyip derin bir nefes aldığımız bir yer.
Bizlerin de kendi huzurumuzu, mutluluğumuzu ve pozitif enerjimizi korumaya ihtiyacımız var.
Bu tarz karamsar kişilik yapıları ve bazı mekanlar radyasyon gibi bizleri etkileri altına alırlar. Bizlerin böyle durumlarda güç kalkanlarımızı indirip, kendimizi güvenilir alana koymamız gerekir. Elbette bunun bir sürü yöntemi mevcut...

Havva Ateş

Çocuk musun sen, bırak oyun oynamayı bir işin ucundan tut...(oysa daha on yaşındaydın)
Bu yaşta ne söylediğinin farkında mısın, ne aşkından bahsediyorsun? Kocaman kadınsın/adamsın bu nasıl giyiniş/davranış şekli böyle? Pardon da o bahsettiğin şeyleri nasıl yapacaksın ki, hayâl kurma...
Tabularımız, putlarımız deyince sadece tapınılan taşları, heykelleri mi anlamalıyız yoksa çocukluğumuzdan beri zihnimize çizilen sınırları, inançları yargıları mı?
Sen ruhunun istediklerini yaşamak isterken, yaşadığın ortam, insanlar ve şartlar uygun değildi ya da öyle algılaman sağlandı, engellendin...
Yapamadığımız, yaşayamadığımız(ama çok istediğimiz) onca şeyi nereye hapsettik peki?
Ruhumuzdaki o ateş, gerçekten söndü mü?
Yaşamımıza yansımaları nasıl (oldu)olmaya devam ediyor?
Tabularımızdan ve putlarımızdan özgürleşmek için neye ya da nelere ihtiyacımız olabilir?

Havva Ateş

İstemediğiniz şeyler için ne kadar sıklıkla hayıflanıyorsunuz?
Şişman olmak istemiyorum.
Parasız kalmak istemiyorum.
Hasta olmak istemiyorum.
Bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.
Bu işimde takılıp kalmak istemiyorum.
Yalnız olmak istemiyorum.
Mutsuz olmak istemiyorum.

Yeni bir yıla girerken kendimizle ilgili, yaşamla ilgili yeni yeni kararlar aldık değil mi?
Yaşamımızda değişiklik yapmayı istiyorsak, olumsuzluklarla savaşmayı ve onlar üzerinde düşünmeyi bir kenara bırakıp dikkatimizi istediklerimiz üzerinde yoğunlaştırmamız gerekir. Nasıl mı? Yukarıdaki olumsuz cümleler yerine, olumlularını benimseyip içselleştirerek...
Unutmayın; söz kehanettir.

Metabolizmam muhteşem şekilde çalışır
Maddi, manevi bolluk içersindeyim
Ruh, beden ve zihin sağlığım uyumlu bir şekilde bana ve bütüne hizmet ediyor

Yanımda mutlaka sevenlerim hep varolur
İstediğim , düşündüğüm her şey gerçekleşiyor(ne istediğinize ve ne düşündüğünüze amannn dikkat)

Negatif kalıplarımızı dönüştürmediğimiz sürece, kısır döngü devam edecektir bilmeliyiz.

Ee o zaman 2020, yeniyi inşâ edeceğimiz muhteşem bir yıl olsun mu? İYİ SENELER

Havva Ateş

Karanlık kadar hiç bir şey; ışığı, hazineyi mucizeyi göze çarpar hale getiremez. Güneş, karanlıktan sonra gelmiyor mu aydınlıkla?
"Her durumda yanındayım" diyen insanların, her durumda yanımızda olamayacağını o karanlık günlerde anlamıyor muyuz?
Sahip olduğumuz maddi manevi her şeyin değerini yokolduğunda (kötü günler yaşarken) farketmedik mi?
Aydınlık (olumlu)süreçlerin de molaları olduğunu defalarca tecrübe etmedik mi?
"Bilmemekten korkma" diyor, kadim bilgeler. Bilmemek karanlıksa, bilmediğini bilmek götürmez mi bizi aydınlığa?
Yaşam; en kötü sandığımız karanlık ve en iyi sandığımız aydınlık kadar sabit iki uç noktadan mı ibarettir sizce? Iki uç arasındaki çizelgede başka başka hallerimiz olmuyor mu?
Karanlık da tıpkı aydınlık gibi bizleri bir tık yukarı taşımak ve farkındalığımızı arttırmakla görevli bir unsurdur. Aralarında sadece hafif bir sis bulutu vardır, gözlemle.
Bu akışı nasıl mı farkındalıkla idare edip, dönüştereceğiz?

Havva Ateş

Daha fazlasını istemek insan doğasının gereği olsa da yaşamın içindeki her şey olumlu ya da olumsuz farketmez, olması gerekenden fazla olmaya başlayınca bir sinyal duyarız. Bu içerden, derinlerden gelen bir sinyaldir. Ruhen ve bedenen bir şeyler ters gitmeye başlamış, tatminsizlik sarmıştır ortalığı. "Çok fazla" karşısında kalbimiz yorulur, enerjimiz boşalmaya başlar. Popüler kültürde buna "tükenmişlik" densede ruhun aç kalması, kişinin ruhunu doyurduğunu sanıp kendinden, evinden uzaklaşarak ruhunu ve bedenini hasta etme halidir.
Günlük hayatın koşuşturması içinde iç benliği dinlemenin bir yoludur eve (öze) gitmek, içinde bulunduğumuz istasyona bir gözatmak...
Bunu bazen fiilen yaparız bazen de düşünsel bazda...
Devam eden bir yaşamımız var, orda takılıp kalmamıza zaten müsade etmeyecek ancak yeniden güç toplamak ve kendimiz olmak adına orda ihtiyacımız kadar kalmalıyız.
Evinin(öz benliğinin) yolunu anımsıyor musun?
Rahatsızlıklarının çözümsüz noktaya gelmemesi adına neler yapman gerektiğinin farkında mısın? Sürecine eşlik etmemi istersen,

Havva Ateş

Bir bahçe hayal edelim...Çamuruyla, her tarafa uzanan, sarkan yabani otlarıyla ve yeşillikleriyle. Bu bahçe; susuz kalabilir, sel de basabilir. Çok fazla sulanıp böceklenebilir de, aşırı sıcaktan kuruyup gidebilir de.
Mucizeler görebilir, yemyeşil olup bütün meyve ve sebzelerini de sunabilir. Çok istediğin o iş olmayabilir, hiç beklemediğin bir davranışı o insandan görebilirsin.Bir ömür boyu diye çıktığın o yolculukta yalnız kalabilirsin. İstediğin o bölüme girememiş, o üniversiteye gidememiş olabilirsin.
Bu durumlarda derin bir boşluğa düşülür ve kalpte kuvvetli bir acı hissedilir bilirsiniz.Çünkü yaşamını onların olabilirliği üzerine inşa ettin, bağlarını ve etkenlerini düşünmedin.
Oysa, bir bahçenin başına ne gelebilirse bizim başımıza da o gelebilir. Yaşam sadece ve tek başına bizim üzerimize kurgulanmış değil, yaşamın içinde varolan her şeyle bir bağımız var ve etkenler çok yönlü.
Bu yaşanılan durumlardan az etkilenmek ve durumu derinleştirmeden atlatabilmek adına neler yapabiliriz? Ruhsallığımızı nasıl dengeleyebiliriz?

Havva Ateş

Yaşamımıza dahil edeceğimiz her şeyle bağ kurar, kendimizle o şeyleri ilişkilendiririz. Bu bağların çoğunluğu, zaman içersinde görevini tamamlayıp çözülürken, özellikle çocukluk döneminde (deneyimsiz olduğumuzdan) bilinçaltının kurduğu bağlar, sonraki yaşam sürecimizde bağımlılıklarımızın bir çoğunun temelini oluşturuyor gibi görünüyor. Her birimizin en az bir tane olmak üzere bağımlılıklarımız var ki zararsız oldukları için gözümüze batmıyor. Şimdi, sürekli yaptığınız aynı şeyleri düşünür müsünüz lütfen...
Burada asıl mevzu, bize ve çevremize maddi-manevi zarar verenler elbette. Bu durumlar hem fizyolojik hem de psikolojik olmak üzere iki koldan da çalışılması gereken haller elbette.
Örneğin; sigara bağımlılığı nikotin bağımlılığı gibi görünse de, eczaneden bir nikotin bantını alıp vücuduna yapıştıran ve öyle yaşayan birilerine hiç denk gelmedim, ya siz?
Alkol bağımlılığı; sarhoş(serhoş) başın hoş olmasını tetikleyen içsel dürtü yada dürtüler ne olabilir?
Uyuşturucu bağımlılığı; zihin, beden neyi yada neleri yaşamak istemiyor da uyuşmayı tercih ediyor acaba?
Alışveriş bağımlılığı; eksik olan ne yada neler var ki yeri başka şeylerle doldurulmak isteniyor?
Bağımlılıklarımız, bizzat bir şeyeymiş gibi görünsede derinlerde yatan bambaşka bilinçaltı yüklemelerimiz mevcut. Hipnoterapi çalışmalarında, derin trans durumlarında durumun böyle olduğunu görüyoruz. Derin bağları çözdükçe, kişilerin bağımlılıktan kurtulduklarına tanık oluyoruz.

Havva Ateş

Çok gençtiniz ikinizde ve her şey nede güzeldi, aşıktınız...
Hiç beklemediğin bir andı ve içinde bulunduğun koşullar da uygun değildi ama aşk kapıyı çaldı...
Her şey tamamdı, aşkı bekliyordun ve geldi...
Yaşadığınız her şey mıh gibi işledi beyninize ve yüreğinize. Her şeyi yoluna koyup evlenmeyi de düşünürken bambaşka gelişti yaşam. Olaylar, önce bedenen sonra da kalben başka yönlere savurdu sizi. Diğeri; senin yaşamına dahil olup görevini tamamladı ve yoluna devam edip akışı kucakladı. Biliyordu ki yaşam; anda varolandı, payına düşenin hakkını verdi. Peki sen? Hala geçmişte, hatıralarınızla yaşayarak bu gününü ıskalamak niyetinde misin? Yıllar sonra, çıksa gelse ve deseki; "kaldığımız yerden devam edelim" bir düşün, hiç bir şey o anlardaki gibi olur muydu?
Sen, o zamanki sen misin? O hala aynı mı sanıyorsun? Görüntün, düşüncelerin, hayallerin aynı mı bir düşün...
İnsanın dününde takılıp kalmasına neden olan bilinçaltı kalıpları neler olabilir?
Bugününe adım atmana hangi haller izin vermiyor, birlikte değerlendirmek istermisin?

Havva Ateş

Hadi bugün bütün yaşamımızı bir gözden geçirelim...
Şuana kadar yaptığımız bütün yanlışlar, aldığımız saçma sapan kararlar, mutluluğa gidecek diye çıktığımız yollar, açılması için uğraşırken kapanan kapılar...
Üzüldün mü üzülme. Onları yaşamamış olsaydık bugünkü biz olabilirmiydik hiç düşün. Yaşamdan hep bir şeyler istiyor ve çabalıyoruz ya, şu ana kadar yaşattıklarıyla yaşam bizi olmamız gereken yere hazırlıyor olabilir mi?
Ne kadar tehlikeli sularda yüzüyor olursak olalım, esas istediklerimizden çok uzaklaşmış gibi de görünsek içimizde yönümüzü gösteren bir pilotumuz var. Dışımızda olup bitenle büyürken içimizdeki pilotumuzu keşfedip onunla bütünleşirsek, yaşam çok daha eğlenceli olacak ve döngü hızla tamamlanacaktır bilmelisin...
Peki, seni yönlendiren o iç ses de denilen pilotunla tanışmak için neye yada nelere ihtiyacın olabilir?

Havva Ateş

Adımlar vardır, sevince eşlik eder; adımlar vardır yok oluşa götürür. Biri
dönüşümün adımlarıyken, öteki kendinden vazgeçişin, ölümün. Bizim
istediğimiz dönüşümün adımlarıdır. Ancak çok insan, kendi adımlarını atmaya
cesaret edemez de başkasının adımlarıyla uyum sağlamayı tercih eder.
Bu durum altında bir insanın hayatı solgunluğa yenik düşer çünkü ruhun ateşi
sönmüştür.
Kendini varetmek yerine, başkası olmayı tercih ederek kendini
değersizleştirmiş ve kendine dayattığı suskunluğu içten içe onu tüketmeye
başlamış ve mutsuzlukla birlikte bedensel rahatsızlıklar da dillenmeye
başlamıştır. İçerde can çekişen ruh, farkedilmek arzusuyla çırpınmaktadır
çünkü.
Basitçe; annenin, babanın yada eşinin veya herhangi birinin kıyafetlerini
giydin üzerine...
Kopyala yapıştır yöntemi, egonun kolay olanı seçme biçimi midir?
Kendini varetme çabasına girmeyen bir insanın, gerçek mutluluğu bulması
mümkün müdür?
En yakın yada çook uzaklar olsun, ilk bir adımla başlar her şey oysa...

Havva Ateş

Yaşamımız sürecinde, istediğimiz şeyleri elde etmişsek bunları birer başarı,
edememişsek de başarısızlık olarak hanemize kaydederiz.
Bir çok kavramda olduğu gibi başarı-başarısızlık kavramları da iyi/kötü şeklinde
daha yüzeysel bir bakış açısıyla işlenmiş zihinlerimize.
Çocukluğumuzdan itibaren, başarısızlıktan
nefret ettirilerek zamanımızı harcarız, korkusuyla yeri gelir sağlığımızdan
oluruz. Oysa ki başarısızlık, başarıdan çok daha iyi bir öğretmendir. Başarısız
olmuşsak, başarmak istediğimiz o hale hazır olmadığımızı, o hali aslında çok
da istemediğimizi anlatır da bize, o an için anlayamayız dövünmekten.
Başardıktan sonra da o konuda başarısızlığa uğramak ve beklenilen
sonuçların elde edilememesi düşündürücü değil midir?
Gerçek başarı; ruh-zihin-beden üçlüsüyle bütünleşen her şeydir. Başımızın
üzerinde vızıldayarak(fısıldayarak) kendi istediklerini bize yaptırmaya
çalışanların isteklerini gerçekleştirmek değil.
Başardığını düşündüğün şeyler, gerçekten senin istediğin şeyler mi?
Ruhsal tatmini alabilmek için nelerin farkında olmak lazım?

Havva Ateş

Hayatın içinde bazen öğreten bazen öğrenen konumdayız, hem öğrenci
hem öğretmen halleri.
Ancak öğretmenlik bu durumların çok daha üstü çünkü,
sadece öğretmeyi meslek edinmiş kişidir öğretmen ve kutsaldır bu meslek.
Küçücük çocuklarımızı, tazecik beyinleri teslim ettiğimiz güvenilir ellerdir onlar.
Bilgiyi sevgileriyle harmanlayıp sunduklarından, cansız kaynaklardan
edindiğimiz bilgilerden farklıdır onların bıraktığı izler. Sorumlulukları öyle
büyüktür ki verdikleri her bilginin vebalini taşıyacaklarının bilincinde
olduklarından, sürekli bilgilerini tazelemek ve doğrulamak adına ışığa doğru
yürürler. Her daim aydınlanırken aydınlatırlar çünkü onlar ışık işçileri ve
emekçileridirler.
İlkokul öğretmenim Hüsne Bali'yi , lise öğretmenlerimden Vildan Güzel'i hiç
unutamıyor olmam bilgilerini sevgileriyle harmanlayıp ruhuma da dokunmuş
olmalarındandır.
Zihinle birlikte ruha (kalbe)dokunmayı da başaran, başta başöğretmen Mustafa
Kemal Atatürk olmak üzere bütün öğretmenlerimizin bu gününü kutluyorum.

Havva Ateş

Yaşam yolculuğumuzda kiminle ne zaman ve nerede ne amaçla karşılacağımız
bir tekamül sürecidir. Bu yolculukta kimisiyle çok kısa, kimisiyle daha uzun
süreçler geçiririz.
Ancak, hayatımızın merkezine koyacağımız yada bizi merkezine koyacak
insanlar da olacak.
Sizi evdeki bir çiçek gibi; gelişen, değişen büyüyen bir canlı varlık olarak gören
sevgili/eş yada dostlarınız varsa... Sizi değiştirip dönüştürme, kendine
benzetme uğraşına girmek yerine, keşfedilmesi ve anlaşılması gereken bir
insan olarak gören ve destekleyen sevgili/eş yada dostlarınız varsa...Onlar
ömür boyu ruhunuzun dostları olacaktır. İnsanın, bilinçli olmaya devam ederek
ve sezgilerini kullanarak gerçekleştireceği tekamülünde sevgili/eş ve dost
seçimi çok önemlidir.
Bilincimizi giderek yükseltmek ve sezgilerimizi farkedip kullanmak adına neye
yada nelere ihtiyacımız olabilir?

Havva Ateş

Öyle bir an yaşarsın ki ; çalışmadığı yerden gelen sınav sorularına şaşırıp
kalan öğrenci misali bakakalır, zihnen ve bedenen oracıkta çökersin. Bizler de
yaşam okulu karşısında hep öğrenciyiz bildiğiniz üzere...
İnsanlar, bir çöküntü yaşadıklarında genellikle üç duygu durumundan birine düşerler.
Zihin bulanıklaşır, ardı ardına alakalı alakasız fikirler beyne hücum ederler.
Kendini hiç tanımadığın bir yerde, tanımadığın insanların arasında gibi
görürsün. Çünkü, kimsenin sıkıntılarını sempatiyle paylaşmadığını hissedersin.
Ya da derin bir kuyuya düşmüşsün de çıkışın imkansız gibi sanırsın. Bu
esnada zihin en eskilere, taa çocukluktan ihtibaren (özellikle çocukken) başına
gelen, hesabı görülmemiş ve düzeltilmemiş adaletsizlikleri gözünün önüne getirir.
Bu halleri, farkındalığın ve alacağın profosyonel desteklerle aşabileceğini biliyorsun...

Havva Ateş

Kaç kez dilinin ucuna geldi de sustun söyleyemedin?
Kaç kez karar aldın, tamam konuşacağım her şeyi dedin de karşı karşıya
geldiğinde yutkundun.
İpteki düğümleri çözmek kolay da ya boğazındaki düğümlerin? Nasıl da
huzursuz ediyor seni farkındasın...
Su gibi olmalısın oysa, boğum boğum engeller oluşsa da bir yolunu bulup
akmalısın gerekli olan yere.
Peki bu düğümlerin nasıl çözülecek bilmek istemezmisin?

Havva Ateş

Bazen bir kitap okurken, bazen dinlediğin bir şiir yada şarkı sözü öyle derinden etkilerki seni, dönüm noktaların olur.Paplo Neruda' nın bu şiiriyle tanıştığımda onyedi yaşındaydım, ismini kendimce "yaşarken ölenler" olarak değiştirmiştim. Bu dünyadaki tekamülünü tamamlamış yaprakları toplarken düştü aklıma yine, sizlerle de paylaşmak istedim.

yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler.
yavaş yavaş ölürler
okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklarına esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
bir yabancı ile konuşmayanlar.

yavaş yavaş ölürler
heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar.

Havva Ateş

"Aslında ben şöyle olmasını istiyordum, orda tam da böyle davranmalıydım, bunları söylemeliydim", diye kurduğumuz cümlelerimize dikkat edelim. Olaylar bittikten sonra,kendi kendimize durumları değerlendirirken uçuşur zihnimizde bu cümleler.İçsel bir huzursuzluk, mutsuzluk hakimdir o değerlendirme anında. Orda öyle davranan bizsek, şuan bunları düşünen kim?
Asıl biz olan yanımız, bize sessizce konuşan baskıladığımız bu tarafımız olabilir mi?
Orda, o AN'da bütünlüğümüzü koruyabilmemiz mümkün...
Kendiliğimiz arasında mesafe oluşturan etkenler nelerle alakalı olabilir?

Havva Ateş

Gün olur, an gelir çevrendeki her şey sis bulutunun altında kalmışcasına silikleşir ve belirsizleşir. O anlarda yaşam anlamını yitiriyor gibi gelir sana, paniklersin. Oysa ki; yeniden ve daha güzelini oluşturmak adına bir süreliğine dışarıya, olmakta olana seyirci kalman isteniyordur. İçeriye bakman ve "ben şimdi bunları niye yaşıyorum" diye sormanda bekleniyordur ayrıca. İçine yönel ve cevabın ordan gelmesini bekle, gelecektir. Oldu da anlayamadın cevabı, çözemedin olup biteni profosyonel destek alacaksın o vakit. Yüreklerimizde umudun yükselişi oldukça, yaşadığımız bu silik, bu sis dalgasıyla örülü süreçlerimizden tekamülümüzü tamamlayarak çıkacağız bilmelisin...

Havva Ateş

Yaz çıktı gitti kapıdan, kış girmek üzere. Nasıl da işliyor süreç öylece kendi akışında. Bizlerin zamana müdahalesi, getireceği şeyi zamanından önce istemek değil, istediğimiz o şeye sahip olduğumuzdaki hale hazırlanmak olmalı.Eğer istediğimiz şeylere sahip olmak için zamanı zorlar ve avans istemeye kalkarsak bedeli ağır olabilir. Örneğin bir ağaç sönmemiş kirecin ve aşırı sıcağın yardımıyla, bir kaç gün içinde yapraklanmaya, çiçek açmaya ve meyve vermeye zorlanabilir bu mümkün. Ama sonra kuruyup gider. Bir hastalığın var ve sen bir an önce ondan kurtulup iyileşmek istiyorsun, oysa onun kronikleşmemesi için sürecini tamamlaması gerekiyor. Kendi halinde akan zamanın gidişini hızlandırmak en pahalı girişimdir, faizi epeyce kabarık olur.
Zoraki oldurmak değil de bazen sadece olma halini yaşamak yerinde olacaktır.
Şimdi; çabucak olsun, hemen onun öyle olmasını istiyorum dediğin olayları ve durumları bir daha gözden geçir bakalım ne bedeller ödetmişti sana...

Havva Ateş

Açık havada her gün yaptığım yürüyüşümü yapıyordum biraz önce. Parka girdiğimde bankta oturan bir bayana takıldı gözlerim, yavaşladım. Çantasını temizliyor, içinden bir şeyler alıp yere atıyor. Çok değil 3-4 metre uzağında çöp kovası var. Yanına oturdum selamlaştık ve sohbete başladık. Yandaki okuldan gelecek çocuğunu bekliyormuş, kızı üzerine hoş bir sohbetimiz oldu. Eğildim, onun attığı kağıt parçalarını yerden topladım.
Mahcubiyetle gülümsedi, "Ne yaptığımın hiç farkında değilim ama yanlış yaptığımı farkettirdiniz, lütfen verin ben çöpe atayım" dedi. Birbirimize bakışıp gülümsedik.
Her birimiz, ne çok doğru şey biliyoruz lakin uygulamada başarılı olamıyoruz. Senin ne tür tezatların var farkındamısın? Yaşam için sadece bilmek yeterli mi, eyleme dönüştüremedikten sonra...
Sadece, eğitim ve öğretimin birbirini tamamlayacak şekilde verilememesi mi bizleri bu sonuca götürüyor acaba?
Ya da bildiğimiz onca doğru şeyi içselleştirememiş olmamızın altında başka bilinçaltı kayıtlarımız olabilir mi?

Havva Ateş

Hepimiz özel ve teksek, diğer herkesle tam bir uyumluluk durumumuz söz konusu olabilir mi?
Toplumsal normları,eğitim sisteminin diretmelerini, dini bir araç olarak kullanan kişilerin sözlerini körü körüne uygulamayan "uyumsuzlar" olmasa ne olacağını bir düşünelim mi?
Beethoven, Mozart, Galileo, Tesla ve bunlar gibi insanlık tarihinde çığır açmış insanlar olmayacaktı ve bizler onların sağladığı nimetlerden faydalanıyor olamayacaktık.
Bu durumda uyumlu olan normal, uyumsuz olan anormal teşhisi ne denli doğru?
Hayat, uyumla uyumsuzluk arasında gidip gelen bir salıncaksa kendi tarafımızda sallanıp keyfini çıkaralım.
Ancak, herkes kendisiyle tam bir uyum içersinde olabilir. Bu uyumla ruh, beden ve zihin dengesini kurabilir. İşte burada kopukluk varsa, onun üzerinde çalışma gerektirebilir.
Kendi içindeki uyumun bütünlüğünü sağlayabiliyor musun?

Havva Ateş

En mutlu ülke az yada çok ithalat yapmaması gereken ülkedir. Çünkü ihtiyacı olan her şeyi kendi topraklarında, kendi imkanlarıyla ve değerleriyle yaratmış ve başarmıştır. Aksi durumda her şeyi dışardan almaya kalktığında "vermiyoruz, yada şu şartlarda..." dendiğinde, ya bitersin yada onlara özğürlüğünü verirsin. Bu durumlar, içinde bulunduğumuz coğrafya da çok tanıdık farkındasın.
Kendini bir ülke olarak düşün...
Mutluluğunun kaynağı içe mi bağlı dışa mı?
Aristotales," mutluluk kendi kendine yetenlerindir" der, kendi kendine yetebiliyor musun peki?
Yaşamın her çağında, insanın kendinde sahip olduğu şey, mutluluğun sahici ve biricik kaynağıdır. Öncelik, o kaynağı keşfetmek ve aydınlatmak olmalı, ışık ordan yansımalı dışarıya.
Bu kaynağa erişmek ve zihinselliğini yükseltmek için neler yapabileceğini biliyor musun?

Havva Ateş

Suda kendini gördüğünde aslında orda iki kişi vardır. Biri suya bakan sen, diğeri suya yansıyan sen. Suya bakan arkedip yani orjinalin, sudaki ise kopyadır.
Mesela; hiç yılanla karşılaşmamış olmana rağmen, düşüncesinin bile korkuttuğu kimdir?
Bu ve bunun gibi bizlere yapılan onca genetik hafıza transferlerinin özümüze etkileri neler olmuştur hiç düşündün mü? Bir takım durumlarla karşılaştığında, " bana kalsa ve insanlardan çekinmesem şöyle yaparım" diyen kim?
Kendi kendine kaldığında düşündüğün o şeyler, gerçekte yapmayı çok arzuladığın o istekler, bastırdığın o duygular kime ait?
Ruhunun derinliklerinden, "burdayım!!! diye haykıran kim duyuyor musun?
Bu durumda suya bakan mı orjinal, suya yansıyan mı?
Kendini anlama yolculuğuna ne dersin...?

Havva Ateş

Son seanlarımda ağırlıklı olarak çocuklara denk geldim, yani 18 yaş altına.
Hiperaktivite bozukluğu, dikkat eksikliği, durduk yere ağlama halleri ve çok sessiz olduğu iletişim kurulamadığı tarzında nedenlerle başvuruldu. (Bu durumlar, derslere yansıdığı için farkediliyor genel de ) Seans süresince ortaya neler mi çıkıyor?
Sevgisizlik ve ilgisizlik...
Ebeveyn olarak ne zaman çocuğunla bir birey olarak; okulu, sınavı yada harcamaları dışında sohbet ettin? Ne yada neler hissettiğini, bugün ve yarınlar için neler düşündüğünü soruyor musun hiç? Korkuları, endişeleri var mı, varsa birlikte neler yapıyorsunuz?
O sınavlar verilir, o okullar biter, yaşadın biliyorsun. Ancak, yüreklerdeki sevgisizlik ve yalnızlık hissiyatı öyle bir çöreklenirki bünyeye , çocuğun sonraki hayatının harcı olur. Ne inşa ederse etsin, harç problemli olduğundan bina yani bünye hep sarsılacaktır. Burada ebeveyn olarak lütfen kendi çocukluğunu düşün...
Çocuk,masumiyetiyle dünyaya gelir ve o masumiyet biz müdahale etmediğimiz sürece ölene dek devam eder. Bütün bilgiler ve değerler, onların hard diskinde zaten mevcut.
Genetik kodlarını çözemediğimiz, içinde barındırdığı değerleri anlayamadığımız çocuğumuzla, kan bağımız olsa da yabancısı olmaktan öteye geçemeyiz.
Bilin ki çocuklarımız, yarınlara göndereceğimiz canlı mesajlardır.

Havva Ateş

Öğle arasında iki arkadaş kendi alanlarında yarışmaya sunulan yeni proje üzerinde sohbet ediyorlar.Uzun boylu olan arkadaş diğerine " ben senin yerinde olsam o projeye aday olurdum ve kazanırdım "dedi. Bunu duyan arkadaşı ona dönerek dedi ki, "seni bu projeye aday olmaktan ve kazanmaktan alıkoyan ne?
Hepimizin, burdaki arkadaşlar gibi, kendi şartlarımızda elimizden gelenin en iyisini yapmak yerine, “başkalarının yerinde olsaydık” neler yapacağımıza odaklandığımız zamanlar olmuştur. Bizi böyle düşünmeye yönlendiren nedir? Başarmak istediğiniz bir hedefi düşünün. Bu hedef ayda en az 2 kitap okumak, sigarayı bırakmak, zayıflamak, o işi almak ya da üniversite sınavını kazanmak olabilir. Hedefinize ulaşabilmek için neler yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Bu yapmanız gerekenleri niçin yapmanız gerektiğini de biliyorsunuz.
Isterseniz nereden başlayabileceğinizi ve işleri nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz.
Yapmamakla neler kaybettiğinizi, yaparsanız neler kazanacağınızı da biliyorsunuz. O işi yapmayı istediğinizi de düşünüyorsunuz.
Ama yine de yapmıyorsunuz.
Bir türlü ilk adımı atamıyor, eyleme geçemiyorsunuz. Yada eyleme geçtikten sonra yarı yoldan vazgeçiyorsunuz. Hiç düşündünüz mü; sizi durduran bilinçaltı kalıplarınızın neler olabileceğini?

Havva Ateş

Biz insanlar neler biriktiriyoruz?
Her şey...
Görüşmesek de, anlaşamasak da bir sürü insan mesela.
Yediğimiz, içtiğimiz şeyler yağ ve kilo olarak birikiyor bir çoğumuzda.
Duygularımız; halledilmeyen, netleştirilmeyen ama zihnimizde bir yerde öylece duran...
Çöp biriktiriyoruz; iki yıl öncenin faturaları, evrakları çekmecede.
Bir gün giyeriz dediğimiz kıyafetler, kullanırım dediğimiz eşyalar...
kabul etsekde etmesekte hepimizde bir parça vardır aslında. Normal şekilde varsa sorun olmaz zaten.Ya normalin üstüne çıkmış ve yaşamımızı zorlaştıracak aşamaya gelmişse o zaman israf istifçileriyiz...
Çözümüne gidilmemesi durumunda ruhsal ve fiziksel, ciddi sonuçlarla karşı karşıya kaldığımız bir gerçek.
Peki sen onlardan birimisin?
Sana bu durumları yaşatan ne tür bilinçaltı kalıplarına sahipsin?

Havva Ateş

Beynimizi ne mutlu eder ve biz niçin tersini ve farklı olan bir şeyler yapmalıyız?
Her gün standart yaptığın şeyler sana sıkıcı gelmiyor mu? "Hem de nasıl,her gün aynı " dediğini duyar gibiyim...
Hadi yarınları başka kılalım ve dikkat kesilelim. Nöronları ters köşe yapıp şaşırtalım mı?
Sağ elinle yaptıklarını sol elinle yapmaya çalış mesela. Sokağınızdaki sadece gördüğün o ağacın yanına git, elini dokundur ve "iyi ki burdasın, farkındayım," de, gerçekten varlığını hisset.
Hiç tanımadığın bir kişiye çok iyi tanışıyormuşsunuz gibi hal hatır et, bırak o düşünsün "acaba nerden taşınıyoruz", diye.
Aracından in, toplu taşımaya bin ve ordaki insanları gözlemle mesela...Sendeki onları, onlardaki seni seyret.
Öylesine bir iyilik yap kendince bugün birilerine.
Yani normalde ne yapıyorsan, bugün onun dışına çık, ya da hiç yapmadığın bir şeyler yap. Yatarken o gününü bir düşün; kalbine ve bedenine odaklan, nasıl hissediyorsun?
Sonra da başta sorduğum soruyu düşün lütfen...
Güzel ve farkındalıklı bir gün diliyorum.

Havva Ateş

Gidebileceğin bütün yolların kapanmış gibi görünse de yeni yollar açılacağı içindir, sabret.
Karanlığa düştüğün bir zaman dilimindeysen, gözlerini dışarıya değil içeriye çevirmen isteniyor olabilir farket.
Ne diyor usta Neşet ertaş, " darda kaldım diye umutsuz olma, yok iken dünyayı vareden vardır."

Havva Ateş

Insanoğlu biyolojik olarak hava, ateş, su ve topraktan oluşmuştur. Varlık aleminin en güçlüsü olarak kabul edilen ateş, içinde hem iyiliği hem de kötülüğü barındırır. Bir taraftan yakıp yok ederken, diğer taraftan ısıtır ve pişirir.
Köyde bir akşam üzeri...Öncelikle ısınmak niyetimiz, sonrasında mısır pişirmek.
Saygıyla oturdum karşısına seyrediyorum... Odunların tutuşunu, rüzgar eşliğinde büyüyen ve büyüdükçe renk değiştiren halden hale giren ve bedenime vuran sıcaklığını. Kordan köz olan ve nihayetinde kül olan o haller, tıpkı bizim gibi...
Antikçağ düşünürlerinden Herakleitos" dünya alevlenip sönen ama daima canlı kalan bir ateştir" diyerek ateşi varlığın özü olarak işaret eder. Her birimizde kendi içimizde küçük birer dünya olduğumuza göre, hatırla ateş olduğun hallerini...Yıkıp yakan öfkeni, aklının devre dışı kaldığı sağlıklı düşünemediğin hallerini hatırla.
Bu halin sana ve çevrene verdiği zararları getir gözlerinin önüne.
Sonra düşün üç halin daha var; o içinde bulunduğun halde su olup dinğinliğinle akabilir, toprak olup besleyebilir ve hava olup nefes alıp nefes verdirebilirsin de.
Ruhunun girdiği bu halleri farkındalığınla kontrol edebilmek için neye yada nelere ihtiyacın var?

Havva Ateş

"Mutsuzluğu tatmadan hep mutlu olmak isteriz.Oysa nelerin bizi mutsuz ettiğini bilmeden nelerle mutlu olabileceğimizi nasıl bilebiliriz" der, Sıgmund Freud.
Çocukluğumda büyüklerimden sık duyduğum bir cümle vardı," Allah sevdiği kullarına dert verirmiş". "Mümkünse beni sevmesin o zaman" derdim içimden. Çocukluğuma verip beni ciddiye almadı ve peş peşe sıraladı şükürler olsun, bugünkü beni varadebilmek adına...
O zaman anlayamadığım kadim bilgi içerikli o cümle,kitaplar yazdıracak kadar derin manalar içeriyormuş meğer.
Tanıdığım güne lanet olsun dediğin kadın/ erkek o kişiyi tanımamış olsaydın eğer, o tarz bir insanla mutlu yada mutsuz olup-olamayacağını anlayabilirmiydin düşün?
Böyle bir yaşam, böyle bir evlat böyle bir ilişki ısmarlamadım diyorsun ya, tekamülün yani olgunlaşman için onlar gerekli. Sürecin uzamaması senin farkındalığınla alakalı.Şayet içindeki mesajları doğru anlar ve tecrübe edersen döngü hızla tamamlanır. Aksi durumda alman gerekeni alana dek kişiler ve zaman değişir, olay tekrar eder ve sen aynı karmaşayı yaşamaya devam edersin.
Bizler tekamül ettikçe maddesel nefsani koşulların üzerine yükselmiş olan varlıklar haline gelecek ÖZ' le buluşacağız.
Yaşamında olup biteni okumanda yardımcı olmamı istersen;

Havva Ateş

Neleri ne kadar merak ediyoruz?
Mesela; ayın sadece bir tarafını görüp diğer tarafını göremiyor olmamızın nedenini mi?
Erhan Kolbaşı'nın son kitabı NOVUS'ta dünya dışı varlıklarla temas deneyimini anlatan ülkemiz insanlarının yaşadıklarını ve paralel evrenleri mi?
Antartika Kıtası'nda yapılan ve herkesten gizlenen araştırmaların içeriğini mi?
Sular seller gibi yaşamımıza akan teknolojik gelişmelerin bu dünya insanının buluşu mu yoksa yardım aldığı başka varlık türleri olup olmadığını mı?
Seçilen siyasetçilerin halka ve hakka verdikleri sözleri seçildikten sonra neden yerine getiremeyişlerini mi?
Hadi günlük kaygılar içinde bu türden zihinsel çabalardan kaçındın, ya kendinle ilgili...?
Her gün ağrıyan beline ve dizlerine(başka fiziksel ve zihinsel sıkıntılar da olabilir) doktorların ciddi bir neden bulamadıkları halde, neden ağrıyor olabileceğini mi?
Korktuğun her şeyin neden başına geldiğini mi?
Neden hep aynı şeyleri yaşıyor olduğunu mu?
Hiperaktivite bozukluğu yada dikkat eksikliği olarak görülüp ilaçlarla uyuşturulan çocuklarınızın durumunu mu ?
Varlığımızı anlamlandırmak adına yaşamı merak etmemiz gerektiğine dair öylesine seçtiğim bir kaç örnekten ibaret bunlar.
Kendini ve kendinde olup bitenin nedenini merak etmekle, varlıksal sorgulamalarla başlar değişim. Kendini merak eden, kendinin farkına varan kişi dünya ile olan bağını da çözmeye başlayacağından döngü tamamlanmaya doğru yön tutar.
Bütünün parçası olmanın bilinciyle, yolculuğun kendi içine olsun...

Havva Ateş

Ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eden, bir ulusun büyük zaferi bugün.
Her insani başarının ardında başlangıçta; istisnasız tek bir insan- bir birey ve onun düşü vardır.
Doğudan batıya,güneyden kuzeye yürekleri aynı amaç için atan, ortak bir düşte biraraya gelen halkların zaferi...
Ne zahmetlerle,ne zorluklarla ne çok kayıplarla bu zafere ulaşıldı biliyorsun...
Peki, senin bireysel zaferlerin neler? Kendi zaferine giden yolda ne tür zorlukların var?
Engel olarak gördüğün aslında kendin, daha doğrusu farkında olmadan edindiğin bilinçaltı kayıtların olabilir mi?

Havva Ateş

İstediğin birinin senin yaşamına gelmesi, ya da senin birinin yaşamına gelmen...

Kariyerinde istediğin yere gelmen...
Yaşamında olmak istediğin yere gelmen...
İster deneyimlerinle, ister telkinle ya da her ne sebep olursa olsun öğrendiğimiz çaresizliklerimiz ve iç sesimizden çok başkalarını dinleyen halimiz istediklerimize ulaşmamızın önünde duran Kafdağı'dır.
Şimdi bir düşün bakalım, geçmişte çok istediğin o şeye sahip olmak için bütün engelleri aşmadın mı?
İstediğimiz o şey; rahmet olup yağmamışsa içimize, gökkuşağı olup sarmamışsa ruhumuzu, sözü aşıp değmemişse öze , engel gördüğümüz bir Kafdağı'mız her zaman olacaktır.
Kendinden çok emin şekilde ve aşkla neyi istedin de olduramadın yaşamında?
Dilin isterken, kalbine o aşk ateşini düşürememiş olmanda ne tür bilinçaltı kayıtların olabilir acaba bakalım mı?

Havva Ateş

Neden hep ben?

Neden hep aynı şeyler?

Kişiler ve durumlar değişiyor gibi görünse de aslında farklı kılıklarda, farklı kimliklerde , farklı yer ve zamanlarda aynı şeyleri yaşamaya devam ederiz.

Peki neden olur bütün bunlar düşündünüz mü?

İstemiyor olmamıza rağmen yaşamımıza hep aynı tarz kadın ya da erkeği çekiyorsak, sürekli aynı tarz problemleri yaşıyorsak nedenleri var...

Ne yaparsak yapalım ve hangi planı takip edersek edelim hiç bir zaman hedeflerimizi tutturamıyorsak...

Çok çalışarak yeterince para kazandığımız halde birikim yapamıyorsak nedenleri var... Merak ediyor musun...?

Havva Ateş

Doğa ile insan arasındaki işleyiş aynıdır esasında... Bazı bölgelerde 3 ay, bazı bölgelerde 6 ay üzeri karla kaplanan doğanın kendini üzdüğü, karı üzerinden silkeleyip attığı ve kara kızdığı için, baharda yeniden uyanmadığı görülmüş müdür?

Karların erimesiyle üzerine akın akın gelen suya engeller koymaya çalışan toprağı ve dereleri gören oldu mu?

Yazın bitmesiyle sıcak yerlere göç eden kuşlardan; " burda kalayım da kendi şartlarımı oluşturayım " diyerek canı pahasına mücadele eden türler var mı?

Bütün canlılar yaşadıkları çevreyle içgüdüsel olarak bir denge kuruyor. İnsanlar hariç...İnsan tüm doğal kaynakları tüketene kadar ,doğal akışa müdahale ederek oraya yayılıyor. Her şey aslına uygun davranırken bir tek insan doğasına uygun davranmıyor. Bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne biliyormusunuz?

Virüsler...

İnsanda oluşan sıkıntıların temelinde, doğasına uygun davranmayışı yatıyor olabilir mi?

UYANIŞ İÇİMİZE OLSUN...

Havva Ateş

İnsan , kendi iç yolculuğunda denemekten vazgeçtiğinde, değişimi zahmetli ve çok uğraşı gerektiren bir süreç olarak görmeye başladığında kurtarıcısını beklemeye başlar.

Çerçeveyi daha da büyütüp bakacak olursak; memnun olmadığımız her türlü durum bireyde başlar ve topluma yansır. Sonra da toplumda daha da büyüyüp bireye tekrar döner bumerang gibi...

Sen kendini değil bir kurtarıcıyı arıyorsan o hiç bir zaman gelmeyebilir.

Kendinin kurtarıcısı sensin, içindeki SEN'i tanı...

Havva Ateş

Dünya senden olmayanlarla hoştur. Onların sana verdiği ilimlerle,kıymetlerle gönüllerle hoştur. Sadece senin gibiler değil, senden olmayanlarda çok yaşasın ki sen de yaşa. Hele birde onun gözünden gör şu fani dünyayı. Herkes beyaz olsa o zaman beyazı farkedemeyiz ki.Ve yahut siyah. Beyaz en güzel siyahta belli eder kendini. O yoksa sen de yoksun. Ne anlamın kalır, ne rengin belli olur ne de tadın ...

Beni ben yapan yegane şey, benden olmayandır...( hükümet kadın2) Yaradan, bunca farklılıkları yaratmışsa hikmetleri olsa gerek. Fotokopi gibi çoğaltmakda mümkündü oysa

Farklılıklardır insanı geliştiren, ilişkileri zenginleştiren yaşamı güzelleştiren... Senin diğerlerinden farklı tarafların neler? Ne tür farklılıklarla renk katıyorsun dünyamıza?

Havva Ateş

Çocukluğunda yaralanmamış insan var mıdır? Bir yolculuğa çıkalım...

Meşhur misafir odalarımız, çocukların asla girmemesi gereken yerlerdi.Bu odalarda misafire güzel sofralar kurulur, çocuklar mutfakta özensiz diğer masa kadar şık olmayan bir sofrada yemek içmek zorunda bırakılırdı.Anne-babanın farkında olmadan yaptıkları bu muamele bile, çocuğa kendisini değersiz hissettirmeye yetiyordu.

"Sen sus çocuksun ", "sen yapamazsın bırak" , "sen götüremezsin kırarsın" ve devam eden onca cümleler...

Bütün bunlar unutuldu geçmişte mi kaldı, sadece üzeri kabuk bağlayıp geri kalan hayatımızı etkiledi mi?

Adam yerine koymadığımız çocuklardan büyük adam olmalarını beklemek...Kendini tamir etmeden, çocuğunu inşa etmen mümkün mü???

Havva Ateş

"Hatırım için", "haydi bu da benim için" , "beni seviyorsan" ,"amannn elalem ne der" ve daha nice sihirli sözcükle öğretilmiş bir hayatı sürdürmeye mahkum ediliriz çocukluk yıllarından ihtibaren.

Öyle ki hayat artık bizim hayatımız olmaktan çıkar ve çevremizdeki insanları mutlu etme seanslarına dönüşür.

Duyduğum en temel şikayet, "ondan hiç bir şey istemedim, tüm hayatımı onun mutluluğuna adadım ama o... diye başlayan cümlelerin bir nedeni olsa gerek...

"Ruhunuzu, yüreğinizi alabildiğine doldurun" diyen Goethe'yi anıyor yürek. Olduğunuz yerden asıl kendi hayatınızın içine inip, kendinizi yaratmak için neye ihtiyacınız var?

Havva Ateş

Hepimiz huzur ararız, huzur bulmak istediğimizi söyleriz. Peki ama huzur nedir? Küçük bir çocuğun yüzündeki gülümseme mi? Yoksa sevgilinin kollarında hissedilen sıcaklık mı ? Yaratıcıya sığınıp onun varlığına kendini bırakmak olabilir mi? Bir parçacık çikolata ya da insanların ve sorunların ulaşmadığı uzak topraklarda sakin geçirilen bir gün mü ? Gürültünün sıkıntının ya da zorluğun içinde bile yüreğimizin sükunet bulması mı acaba? Siz en son hangi güzelliğin için de hissettiniz huzuru...?

Havva Ateş

Değişim, arayış, kaçış,keşif, özlém ve kavuşma.

Bir hayalin en güzel yerine "Merhaba" demek için nasıl da yaslanılır o pencerenin camına.

Yolculuk içerisinde bir başka yolculuk elbette şahane keşiflere götürür insanı...En çok da kişinin kendisiyle derinlemesine konuşması olur uzayıp giden yollar.

Kendini bulmanın ilk durağıdır çocukluk...Çocukluğunun geçtiği yerler, anıların, yaşadıkların yaşayamadıkların...

Hoş geldin kendine Havva, nasılsın bugün?

Sizin yolculuğunuz ne zaman kendinize?

Havva Ateş

Kendini koruma içgüdüsüyle başlayıp, toplumdan hatta kendinden bile uzaklaşma durumudur aslında.

Hepimiz, bazı insanların zamanla tanıdığımızdan farklılaştığını, bize sunduğu kişilik tipinin nasıl da değiştiğini gözlemleriz ve şaşırırız...

Bu durumu tetikleyen karşı taraf mı yoksa biz miyiz?

Ne tür korkularımız bize maske taktırır? Bu arada özümüz ne durumda?

İnsanı yorgun kılan hayat değil, taşıdığımız maskelerdir...

Mutlu olmanın ilk kuralı kendin olmaktır.

Kendin olmaya cesaretin var mı?

Havva Ateş

Olmayan şey, yoktan var edilemez.

Nefret ve kin, sevgi ve hoşgörü insanın özünde varolan duygulardır.

Kendimizi rehber alalım...

Kimi seviyoruz, kimden nefret ediyoruz? Daha önce sevdiğimizden şuan neden nefret ediyoruz, daha önce nefret ettiğimizden şuan neden nefret etmiyoruz? Bunun nedeni düşüncelerimizdir, değişen şey düşüncelerimizdir çünkü.Bütün mesele dengede olmak ve insan varlığını sürdürmekte asıl gerekli olan duyguları besleyip büyütmektir.Sevgi ve hoşgörüde okyanus, önyargıda bir damla olabilmektir.

Pekii, sen dengeni nasıl sağlıyorsun...?

Havva Ateş

En uzak mesafe ne Afrika'dır, ne Çin ne Hindistan. Ne seyyareler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...

En uzak mesafe; iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan. Can Yücel...

Karşındakini anlayabilmek için , iyi bir dinleyici olmak gerek önce.Farkındalığımızı arttırarak hissettiklerini hissetmeliyiz sonra.Ve anladığımızı göstermek için çözümler üretiriz soruna.

Kendi duygularımıza açıksak, farkındaysak duygularımızın, başkalarının hislerini okumayı da o kadar iyi beceririz...

Karşımızdakini doğru anlayabilmek için, kendimizi onun yerine koyabiliyor muyuz?

Havva Ateş

Temelini SEVGİ oluşturur.

Çocuğun,olduğu gibi kabul edilişi ve yaratıcılığının desteklenmesiyle yükselmeye başlar.Kendini gerçekleştirebilme ortamını yakalamışsa zirve yapar.Yaşamına dair temel taşlardan biri daha yerine oturmuş olur.

Artık kişi, sevgi ve anlayışla kusurlarına güler ve sonuç ne olursa olsun davranış ve seçimlerinin tüm sorumluluğunu üstlenir.Dünyayı ve içindeki canlı cansız her şeyi önemser ve sever.

Hayat düsturu;" Sana yapılmasını istemediğin şeyi , sen de başkasına yapma!" olur.

O yaşama saygılıdır, yaşamda O'na...

Senin temel taşların yerli yerinde mi?

Havva Ateş

Hepimiz kafamızın içinde kendi kendimizle konuşuruz.Belki bu günkü planlarımızla ilgili,beĺki geçmişle alakalı ya da okuduğumuz bir şeyler üzerine...

Bu faliyetleri zihin gerçekleştirir.

Benim anlatmaya çalıştığım İÇ SES o değil.

Özümüzden gelen,ruhsal tarafımızdan gelen ses, kalp sesi.

Hani bir şey olur ve deriz ya "tühhh ilk aklımı dinleseymişim keşke!!!"

Aslında yaradılışımızda olan ama zaman içerisinde iletişimi kesip kaile almadığımız, küstürdüğümüz ses...Kendisini duymadığımız için köşesine çekilen ses...

Bir karar alırken, gözlerini kapat ve içini dinle.Cevap ordan gelecektir. Sen onu dinledikçe aldığın kararların seni mutlu eden kararlar olduğunu göreceksin.

Haydi bilge, iç sesini dinle, keşfet içselliğin sonsuz keyfini...

İç sesinle barışmak istermisin?

Havva Ateş

İnsanın varoluşunda yer alan, insanı tamamlayan bir bütündür, temel ihtiyaçtır sevgi.

Bebeğine bakarken , annenin gözlerindeki ışıltının çocuğun kendisini kabul edilmiş ve onaylanmış hissetmesine aracı olduğunu ve sağlıklı bir şekilde gelişmesinin başlangıcı olduğunu açıklarlar psikoanalistler.

Kendinden gün be gün uzaklaşan insanoğlu temel ihtiyaçlarıyla yan ihtiyaçlarını karıştırır oldu.

Önceliklerimiz; yüksek maaş,prestijli bir iş, fiziksel güzellik ve diğerleri kutsandı, temel ihtiyaçlarımız unutuldu.

Peki bunlar bize sevgi getiriyor mu? Evet, sahte sevgi ve ilgi...Ruhumuz tatmin oluyor mu?

İnsanlar nedense daha çok sevilip sevilmediğiyle ilgileniyor,sevip sevmediğiyle değil...

Birini gerçekten sevdiğinizi nasıl anlarsınız? Ya da gerçekten sevildiğinizi?

Havva Ateş

Kişinin kendine ve sınırlarına olan inancı ve azmini oluşturan temel taşlardan biridir.

Kişi kendisini değerlendirmeye alır.Kendinden memnun olup olmaması, kendini bedensel ve psikolojik olarak yeterli, güçlü, önemli, başarılı ve sağlam bulup bulmamasıyla ilgili bir kavramdır.Yani, kendimizi sevmek ve önemsemektir aslında.

Sen kendini ne kadar seviyorsun?

Sınırlarını kim neye göre belirliyor?

Havva Ateş

İnsanların ne yapacağını bilemediği,kendisine yön veremediği, ret ve kabullerini ortaya kararlılıkla koyamadığı psikolojik açıdan oldukça yıpratıcı bir süreçtir.

Bu sorun ağırlıklı olarak ilişki sorunlarında veya bireylerin geleceğine yön verecek kararları alma dönemlerinde yaşanmaktadır.

Senin karar vermeni engelleyen nedenler neler? Bunlar içsel kaynaklı mı dışsal kaynaklı mı?

Havva Ateş

Bilmelisin, gerçekte dünya senin elinde.

Şikâyetçi olduğun o erkekler var ya, onları sen yetiştiriyorsun, hepsi senin elinden geçiyor.

SEN, sevginin pınarısın.

SEN, sabrın kök hücresisin.

SEN, aklın merkezisin.

SEN, cesaretin kaynağısın.

SEN, insanlık tohumunun diğer yarısısın.

SEN, toplumun çimentosu, demirisin.

Yani sen DÜNYASIN...

Senin yetiştirdiklerin , seni 1 günle sınırlandıramaz bil.

Kendinin farkına varmak için neye ihtiyacın var?

Havva Ateş

Genetik korkularımız,

Zihinsel korkularımız,

Kültürel korkularımız...Liste uzayıp gider.

Bir şeylerden korkup,yüzleşmekten çekindikçe korku içimizde büyümeye başlar.Korkuyla yaşamanın bedelini zihin ve beden ağır öder. Kendi hayatımızı yaşayamaz, başkalarının hayatının seyircisi oluruz.Kendini tanıdıkça, içindeki cevher parlar ve sana fener olup yolunu aydınlatır.

Korkularımızın kaynağı nelerdir, niçin korkarız...?

Havva Ateş

Güvenin ilk şartı, dil ile kalbin bir olmasıdır samimiyet.

Çocuklara sorun; sevmiyorsa, "sevmiyorum"der.Yapmak istemiyorsa, "yapmak istemiyorum"der. Gayet net cevaplar alırız.

Kendinize bir bakın, hayatınızı bir gözden geçirin lütfen, durum ayni mı?

Boğaz sorunu yaşayanlar; söylemeniz, konuşmanız gereken neler vardı da yutkundunuz?

Mide sıkıntısı çekenler; aslında onaylamadığınız neyi kabul etmiş gibi görünüyorsunuz?

Dil ile kalbin ayrı düşmesinin faturasını kim ödüyor? Neden bu durumdasın?

Havva Ateş

Birinin anlattığı bir olay sende bir şeyleri titreştiriyor ve seni geçmisine, o anına götürüp kalbine dokunuyor.

Yıllar önce yaşadığın ve "unuttum" dediğin bir olay olur olmaz bir zamanda pat diye su yüzüne çıkıyor ve canını acıtıyor...

Oysa, aradan yıllar geçmisti ve bu gününü etkilememesi gerekiyordu değil mi?

Öyle değil malesef...

İnsan beyninin ne kadar bilgiyi ne kadar süre saklama yeteneği oldugu henüz çözülemedi.

Dolayısıyla yaşadığın her tür olumsuzluğu ÇÖP KUTUNA ( bilinçaltına) atmak yerine, onlarla yüzleşerek ve kabule geçerek bu gününü ve yarınını kurtarabilirsin. Nasıl mı?

Havva Ateş

Su kaynarken patatesi yumuşatır ama yumurtayi sertleştirir.Önemli olan içinde bulunduğun şartlar değil, senin ne olduğundur.

Kendini ne kadar tanıyorsun? Yaşamında hangi kodların var ve ne kadar etkililer? Hangi kodların seni mutlu ediyor?

Havva Ateş

Seç !!! dediler bu kafalardan birini, sanki senin kafan(senin dünya algın) yokmuş gibi, öyle değil mi?

Seni başka bir insan yapmak için elinden geleni ardına koymayan bu dünyada; sadece ama sadece kendin olabilmek, bir insanın girebileceği en kutsal savaştır.

Karar senin; ya herkes olursun kabullenip, ya da kendini bulur, özel kalırsın...

Kendin olmak için neye ihtiyacın var?

Havva Ateş

Ağlayan birini gördüğünde sen de ağlamaklı oldun mu?

Yanan ormanları gördüğünde ne hissettin?

Herhangi bir hayvanın vahşice öldürülmesi içinde ne uyandırdı?

Hiç bir anne-baba çocuğunu sevmediğini , ona sevgiyi gösteremediğini kabul etmez. Çünkü , onlar da öyle olduğunu düşünen anne-babalar tarafından büyütüldüler ve bu zincir devam ediyor...

Şayet öyle olmasaydı; her gün yolda, trafikte, iş yerinde, yazılı ve görsel medyada rasladığımız bir çok insanın yüzunde gördüğümüz donuk,anlamsız, boş, hüzünlü kibirli ve kavgacı yüz ifadeleriyle karşı karşıya kalırmıydık?

"İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar" der Yaşar Kemal.

Siz evrende ne kadar yer kaplıyorsunuz???

Sevgisizliği besleyen duygular neler?

Havva Ateş

Sabah yanımda cereyan eden bir diyalog.(Bağcılar Devlet Hastanesi)

Yaşlı amca görevli bayana soruyor;

- Kızım ,yeni ek binanız nerede?

- Yolun alt tarafında amca.

-Emin misin kızım?

- Kuran getir el basayım amca.

İnsanlar arasındaki en temel duygudur güven.Yemek, içmek gibi fizyolojik ihtiyaçlar kadar önem teşkil eder.Ancak böylesine önemli bir ihtiyaç olan bu duyguyla ilgili hep sorunlar yaşarız. Ya çok kolay güven duyarız ya da yoğun güvensizlikler yaşarız...Her iki halde de etkenler farklıdır.

Pekii, nelerdir bu etkenler?

Havva Ateş

Yiyorum yiyorum kilo alamıyorum diyenler var.

Su içsem yarıyor, aç dolaşıyorum diyenler var.

Şayet bir hastalık durumun yoksa, metabolizma yerli-yerinde çalışıyorsa bilinçli olarak yediğin içtiğin hiç bir şey sana KİLO ALDİRMAZ.

Beden size ihanet etmez, sizin kendinize nasıl ihanet ettiğinizi gösterir.

Pekii, neden kilo alıyoruz?

Bu durumda kilo almayla ilgili bilinçaltı kodlarına bakmak gerekir. Aşırı yeme isteğini tetikleyen duygu nedir? Yada yememeyi...?

Bilinçaltı neyin yada nelerin üstünü örtmek istiyor kilo aldırarak?

Havva Ateş

NEGATİF DÜŞÜNCELER=STRES

Fark etmesek de günün önemli bir bölümünü negatif düşüncelerle geçiriyoruz.Her şeyden şikayet etmek ve sürekli negatif düşünceler içinde olmak hem ruhsal hem de fiziksel olarak beynimizi etkiliyor.Dolayısıyla bu duygular stres yaratıyor ve hasta olmamıza sebep oluyor.

Unutmayın, arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birini üretir. Einstein'in dediği gibi, "Problemi yaratan beyinle problemi çözmek mümkün değildir."

Pekii, bu düşüncelerle başa çıkmanın yolları neler? Stresle nasıl baş edilir?

Havva Ateş

ÖFKE ???

Aklın alevini söndüren büyük bir rüzgardır. Öfke geçer ama kırgınlık bakidir, maddi manevi kayıplar bakidir.

"Öfkeye sarılmak,birine atmak için kavradığınız sıcak bir kömür parçası gibidir, yanan aslında SİZSİNİZ " der Buddha.

Pekii, öfkenin altında neler var? Bilinçaltı bu konuda nerelerden besleniyor? Bu duygu ilk ne zaman alevlendi?

REGRASYON( geçmişi iyilestirme) çalısmasına katılarak, bu duyguyu ilk yaşadığın a'na gidip onu orada iyileştirebilirsin. Ve sonrasını kurtarmış olursun.Öfkeni kontrol et...

Havva Ateş

İnsan neden yağmur yağarken içeri kaçar, kar yağarken dışarı koşar?

Kar yağarken duyulan huzur nedendir?Ortalık neden sessizliğe bürünür?

Hiç bir kar tanesi birbirine benzemez der bilimsel çalışmalar. Genetik yapısı birebir tutan insanda yoktur.(tek yumurta ikizleri hariç)

Senin parmak izini, kulak ve göz yapını diğer insanlardan ayrı kılan O' güç başka ne özellikler verdi sana ???

Sen de bir KAR TANESİ'sin, kendini keşfet ..

Havva Ateş